Ego hakkında çok fazla şey söylenir. Özellikle manevi konular söz konusu olduğunda ego genellikle olumsuz, hatta aşağılayıcı bir çerçevede ele alınır. Bu nedenle bu konuya kendi bakış açımı ortaya koymak istedim. Belki de ego etrafında oluşmuş bazı yanlış anlamaları biraz daha netleştirebilirim. Manevi bir perspektiften bakıldığında ego, insanın manevi varlığının belirli ve tanımlanmış bir forma yansımasıdır. Bu hayatta kim olacağımızı düşündüğümüz kişiyi inşa eden yapıdır. Psikolojik açıdan ise ego, kendimize dair oluşturduğumuz imajdan başka bir şey değildir. Bu imaj sabit değildir. İnançlarımıza, değerlerimize ve duygusal kalıplarımıza göre sürekli değişir ve şekillenir. Hem kendi düşüncelerimize hem de başkalarının bize yönelik tutumlarına tepki verir. Örneğin kendinizi sosyal sorumluluk sahibi biri olarak görüyorsanız ve biri bu yönünüzü bilinçli ya da bilinçsiz biçimde harekete geçirirse, egonuzla tutarlı davranma eğilimi gösterirsiniz. Böylece o imajı pekiştirmiş olursunuz. Bir sonraki benzer durumda ise karar vermek daha kolay hâle gelir; çünkü artık güçlendirilmiş bir kimlik algınız vardır. Bu süreçlerin büyük kısmı bilinçaltında gerçekleşir. Bilinç düzeyinde ise kararlarımızı mantıklı gösterecek gerekçeler üretiriz. Ego, olduğumuzu sandığımız kişinin zihinsel portresidir. Panteist bir açıdan bakıldığında ise ego, içimizdeki manevi kaynağın bir aracıdır. Çoğu zaman kendimizi egomuz sanırız; oysa daha derin bir yerde daha geniş bir bilinçle bağlantımız vardır. Ego zamansal bir üründür. Manevi doğamızın bu yaşamda, bu bedende kendini ifade etme biçimidir. Enerjisini benzersiz bir birey yaratmaya yöneltir. Gerçekte biz yalnızca egodan ibaret değiliz. İçimizde daha büyük, daha güçlü ve daha bilge bir bilinçle temas hâlindeyiz. Ancak deneyimlemek ve gelişmek için bir yönümüz, şu anki kişiliğimizi yaratmayı seçmiştir ve bu süreç devam etmektedir. Egonun önemli bir işlevi daha vardır: Kaynağımızdan gelen enerjiyi dönüştürmek ve iletmek. Ego gerçek doğamızla ne kadar uyumluysa, enerji akışı o kadar sağlıklı olur. Gerçek benliğimizden uzaklaştığımızda ise içsel bir tıkanma yaşarız. Bu durum çoğu zaman huzursuzluk, tatminsizlik ya da olumsuz duygular olarak kendini gösterir. Enerji akışındaki bu azalma rahatsız edicidir. Ego dengeyi yeniden kurmaya çalışır. Fakat çoğu zaman sorunu dış koşullarda ararız. Çevreyi değiştirmeye, insanları kontrol etmeye ya da aynı davranış kalıplarını tekrar etmeye yöneliriz. Bu eylemler geçici rahatlama sağlar; ancak asıl mesele içsel uyumsuzluk olduğu için boşluk duygusu geri gelir. Böylece aynı telafi edici davranışları tekrar tekrar üretiriz. Satanizm birçok açıdan egoyu merkeze alan bir öğretidir. Ancak bu, egoyu sınırsızca beslemek anlamına gelmez. Aksine, potansiyelimizi gerçekleştirmek için egoyu bilinçli biçimde şekillendirmeyi vurgular. RHP dinlerinin aksine LHP ve özellikle Satanizm, insanın kendi kendisinin tanrısı olmasını savunur. Fakat burada önemli bir denge vardır. Eğer ego aşırı beslenirse, gerçek benliğimizden kopabilir. Kişi kendi imajının içine hapsolur. Oysa olgun bir Satanist için amaç egoyu yok etmek değil; onu içsel hakikati en iyi yansıtacak hâle getirmektir. Ego, yüksek benliğin bir uzantısı olmalıdır; onun yerine geçmemelidir. Bilinç zaman zaman genişler, zaman zaman daralır. Meditasyon ya da bazı doğu öğretileri egonun ötesine geçmeyi hedefler ve insanın yalnızca egodan ibaret olmadığını söyler. Bu doğrudur. Fakat bu yüksek bilinç hâli çoğu zaman geçicidir. Biz bu dünyaya belirli bir bakış açısını deneyimlemek için geldik. Ego, bu deneyimin aracıdır. Gerçek doğamızla uyum içinde olduğumuz sürece egodan keyif almamak için bir neden yoktur. Bazı yöntemler bu uyumu destekleyebilir; ancak herkes için aynı yol geçerli değildir. Önemli olan, egoyu ne bastırmak ne de yüceltmektir. Önemli olan onu daha yüksek doğamızla senkronize etmektir. Olgun LHP süreci egodan vazgeçmek değildir. Aynı şekilde egoya körü körüne tutunmak da değildir. Süreç, egoyu genişleterek, onu daha derin benliğimizle hizalamaktır. Böylece potansiyelimiz daha bütünlüklü biçimde açığa çıkabilir. Yaşamın kendisi ruhsal bir yolculuktur. Her deneyim bu yolculuğun bir parçasıdır. Ve bu yolculuğu bilinçli biçimde yaşamak, hem egoyu hem de daha derin doğamızı aynı anda kabul etmekle mümkündür.


