Satanizm söz konusu olduğunda en çok karışan, en çok yanlış anlaşılan meselelerden biri Şeytanın ne olduğu kadar, ne olmadığıdır. Çünkü çoğu tartışma, bu ayrımı yapmadan başlar ve yine bu ayrımı yapmadan biter. Şeytan kelimesi duyulduğu anda, zihinlerde hazır bir korku paketi açılır ve Satanizm de bu paketin içine sıkıştırılır. Oysa Satanizm’in kendi içindeki Şeytan anlayışı, dışarıdan bakıldığında sanılandan çok daha farklı bir yerde durur. Önce şuradan başlamak gerekir: Satanizm’de Şeytan, çoğu ekolde somut, dışsal, insanları yöneten bir varlık olarak ele alınmaz. Yani Şeytanın insanları zorla kötülüğe sürüklediği, ruhları ele geçirdiği ya da insanın iradesini elinden aldığı bir anlatı, Satanizm’in temel yaklaşımı değildir. Bu tür imgeler daha çok, Satanizm’e dışarıdan bakan gözün taşıdığı dinî ve kültürel korkuların ürünüdür.
Birçok Satanist yaklaşımda Şeytan, sembolik bir figürdür. Bu sembol, itirazı temsil eder.
Otoriteye, dayatmaya, sorgulanmadan kabul edilen kurallara karşı duruşu simgeler. Buradaki Şeytan, “kötü ol” diyen bir varlık değildir; “neden?” diye soran bir figürdür. Bu soru, rahatsız edicidir. Çünkü düzen, çoğu zaman sorgulanmadan ayakta kalır. Şeytanın rahatsız edici oluşu da buradan gelir. Satanizm’de Şeytan aynı zamanda bireyin kendisiyle kurduğu ilişkinin bir yansımasıdır. İnsan, kendi arzularını, öfkesini, karanlık yönlerini yok saydığında, bunlar başka bir isim altında geri döner. Satanist düşüncede Şeytan, bu bastırılan yönlerin inkâr edilmemesi gerektiğini hatırlatan bir simge hâline gelir. Bu noktada Şeytan, düşman değil; yüzleşme aracıdır. Ancak bu, Satanizm’in “her şey serbesttir” dediği anlamına gelmez. Yaygın bir yanlış algının aksine, Satanizm etik dışılığı yücelten bir öğreti değildir. Şeytan, burada ahlaksızlığın simgesi olarak da ele alınmaz. Daha çok, ahlakın dışsal bir korku üzerinden değil, bireysel sorumluluk üzerinden kurulması gerektiği fikri öne çıkar. Yani “şeytandan korktuğum için yapmıyorum” yerine, “bunun sorumluluğu bana ait” yaklaşımı vardır. Satanizm’de Şeytan, mutlak kötülüğün tanımı da değildir. Hatta bazı ekollerde iyi ve kötü gibi keskin ayrımların kendisi sorgulanır. Bu ayrımların kim tarafından, neye göre belirlendiği sorusu önemlidir. Şeytan figürü, bu soruyu canlı tutan bir simge olarak kullanılır. Bu nedenle Satanist Şeytan anlayışı, korkutucu olmaktan çok rahatsız edicidir. Çünkü rahatlatmaz, kesin cevaplar sunmaz. Bir diğer yanlış anlama, Satanizm’de Şeytanın tapınılan bir tanrı olduğu düşüncesidir. Bu, özellikle Türkiye’de çok yaygın bir kabuldür. Oysa Satanizm’in büyük bir kısmında Şeytan, ibadet edilen bir varlık değildir. Ritüeller, varsa bile, sembolik ya da psikolojik anlamlar taşır. Amaç, dışsal bir güce teslim olmak değil, bireyin kendi iradesini merkeze almasıdır. Bu noktada önemli bir ayrım ortaya çıkar: Satanizm’de Şeytan, insanın üstünde bir otorite değil, insanın karşısına dikilmiş bir aynadır. Bu ayna, hoş olmayan şeyleri de gösterir. Bencilliği, arzuyu, hırsı, öfkeyi… Satanist yaklaşım, bunları yok saymak yerine tanımayı ve kontrol etmeyi savunur. Şeytanın burada bir eğitmen gibi konumlandırıldığı söylenebilir; cezalandıran değil, yüzleştiren bir figür. Elbette tüm Satanist yaklaşımlar aynı değildir. Bazı gruplar Şeytan figürünü daha mistik, daha kozmik bir çerçevede ele alır; bazıları ise tamamen psikolojik ve felsefî bir simge olarak görür. Ancak ortak nokta şudur: Şeytan, Satanizm’de genellikle dışsal bir kötülük kaynağı değildir. Daha çok insanın kendi sınırlarını, korkularını ve sorumluluklarını sorgulamasını sağlayan bir araçtır. Bu yüzden Satanizm’de Şeytanı anlamaya çalışırken, alışılmış dinî kalıplarla düşünmek çoğu zaman yanıltıcı olur. Çünkü burada mesele “şeytan var mı, yok mu?” sorusu değildir. Asıl mesele, insanın kendi karanlığıyla ne yaptığıdır. Şeytan, bu karanlığın adı olabilir; ama onu yaratan da, onunla yüzleşecek olan da yine insandır. Bu ayrım netleşmeden Satanizm üzerine yapılan her tartışma, baştan eksik kalır. Şeytanın ne olmadığı anlaşılmadan, ne olduğu da anlaşılamaz. Ve belki de bu yüzden, Satanizm en çok korkulan ama en az anlaşılan alanlardan biri olmaya devam eder.


