Şeytanî Külliyat; Ayetler, Gerçekler ve İsa kitapları, herkese hitap eden metinler değildir. Bu eserler, sorgulayan, düşünmekten çekinmeyen ve kendisine sunulanla yetinmeyen insanlar içindir. Çünkü bu kitaplar, hazır cevaplar sunmak yerine insanı düşünmeye zorlar; ezberi değil, farkındalığı hedefler. Bu yüzden seçkin bir bilinç düzeyine seslenir.
Benim gözümde insanlar ikiye ayrılır: Gözü kapalı olanlar ve gözü açık olanlar.
Gözü kapalı olanlar, kendilerine öğretilen inanç kalıplarının dışına çıkamazlar. Onlar için hakikat, içinde doğdukları sistemin sınırları kadardır. Sorgulamak rahatsız eder, şüphe etmek korkutur. Bu nedenle bizi anlamaları mümkün değildir; çünkü anlamak, önce zihinsel bir cesaret gerektirir. Körü körüne bağlılık, güvenli görünür ama insanı gelişimden uzak tutar.
Gözü açık olanlar ise farklıdır. Onlar bir metni yalnızca okumaz; onunla yüzleşir. Şeytanî Külliyat’ı gördüklerinde ilk anda afallamaları doğaldır. Çünkü burada alışılmış anlatıların dışında bir gerçeklik sunulur. Doğru, doğrudan ve sarsıcı biçimde karşılarına çıkar. İlk tepkileri inkâr olabilir. İnsan, yerleşmiş düşüncelerinin sarsılmasını kolay kabul etmez. Fakat okumaya devam ettiklerinde, metinler arasındaki tutarlılığı fark ederler.
Önce Ayetler okunur; hayatın felsefesine dair daha geniş bir perspektif kazanılır. Varoluşa farklı bir açıdan bakmayı öğrenirler. Ardından Gerçekler gelir; yaratılışa dair açıklamalarda çelişki değil, bütünlük görürler. Metinler birbirini destekler niteliktedir. Sonrasında İsa kitabı okunur; İsa’nın bu şekilde yorumlanmasının aslında daha derin ve daha bütüncül bir anlam taşıdığı fark edilir. Böylece kişi, yalnızca okuyan değil, dönüşen biri olur. Ve bu dönüşümle birlikte seçkinlik başlar.
Bu yol, insanı kısıtlayan bir yol değildir. Aksine, zihinsel zincirleri kırmayı amaçlar. Hayatı dar kalıplara hapsetmez; bilgiye aç olmayı, sürekli öğrenmeyi ve kendini aşmayı teşvik eder. Ancak bu kolay bir süreç değildir. Bu bir büyük savaştır. Dışarıyla değil; insanın kendi içindeki korkularla, kabullerle ve sınırlarla verdiği bir mücadeledir. Kişi, kendi zihninde başlattığı bu savaşta ya geri çekilir ya da daha güçlü çıkar.
Şeytanî Külliyat’ı hayat felsefesi olarak benimsediğimizde, yalnızca düşünsel bir değişim yaşamayız. Aynı zamanda ruhsal bir derinleşme başlar. İnsan, kendi karanlık ve aydınlık yönlerini tanır. Kendini inkâr etmek yerine kabul etmeyi öğrenir. Kusurlarıyla, arzularıyla, gücüyle ve zayıflıklarıyla yüzleşir. Bu yüzleşme, insanı zayıflatmaz; aksine bütünleştirir.
Sonunda kişi hem ruhsal benliğine yaklaşır hem de kendisini her hâliyle kabul etmeyi ve sevmeyi öğrenir. Çünkü gerçek güç, insanın kendini bastırmasında değil; kendini tanımasında ve sahiplenmesindedir. Bu yol, bir insanın erişebileceği en üst bilinç seviyesine ulaşma çabasıdır. Ve bu çaba, seçkinliğin gerçek anlamını oluşturur.


